
domingo, 19 de julio de 2009
lunes, 13 de julio de 2009
HINCAL ULUÇ. SABAH GAZETESİ
Ankara'da bir "Harika" gece..
ESENBOĞA Havaalanı'nda kardeşim Kemal'i gördüm önce.. Karşılamaya gelmiş. Birlikte çıktık.. Ağabeyim Öcal da orada beklemiyor mu?.. Sarılıştık.. Bindik arabaya gidiyoruz.. Aklıma takıldı, bir çocukluk türküsü.. "Biz üç kardeş bir orduya yeteriz.." Yeteriz gerçekten.. Kemal'in evine vardık, az sonra Serpil de katıldı.. Dört kardeş bir araya gelmemiz kolay olmuyor. Evvelden hep Ankara'da yaşardık. Bölündük. Şimdi İzmir, İstanbul kolları var.. Efendim bizi bir araya getiren olay yeğen Ömer'in nişanı.. Serpil'in oğlu.. Doğduğu geceyi hatırlıyorum.. Serpil ne sıkıntılar çekmişti hamileliğini sürdürebilmek için.. Doğum da bayağı heyecanlı geçmişti. Daha dün gibi.. Ne dünü.. Aslan gibi delikanlı Ömer.. Hatta sorarsanız, neredeyse dayısı gibi evde kalma çanları çaldıran yaşa gelmiş.. Taa lise çağlarından bir aşkı nişanladık, sonunda, Ankara'da Şnitzel diye bir restoran var, orada.. Niye orada?.. Efendim Ömer'le Başak buluştuklarında hep buraya gelirlermiş. Çok sevdiklerinden. En romantik yerleri.. Nişanı da orada takmak istemişler.. Savaş Köktekin, dünür, dünya tatlısı bir adam. "Bu zamanda her şeyi gençler kendileri yapıyor. Yüzükleri de kendileri takacaklarmış" dedi.. Dikdörtgen bir masanın çevresine yerleştik. Bir tarafta Uluç/ Gogenler, öte yanda Köktekinler.. Önce sessiz sedasız, fısıl fısıl.. Sonra kaynaşma başladı.. Kaynaştıran da müzik.. Trio Nostalji.. Güneri Eralp piyanoda, Talat Akatay basta, Hasan Alpaslan kemanda.. Benim yaşlardalar.. Saçlar benim gibi dökük.. Göbekler hatta benden az biraz da fazla.. Nasıl insanın içini ısıtan, kanını yavaştan kaynatan şeyler çalıyorlar.. Çiganlardan, çardaşlardan, Rus şarkılarına gelince, hele "Kalinka" deyince, koroyu oluşturduk.. Nefes alma arası verdiler, verdiler, Güneri o zaman ortaya çıktı.. Aaa.. Bizim Güneri bu.. Benim gençliğimin Güneri'si.. Ankara Palas'ta, Gar'da, Göl'de, Balin'de güzel olan her gecede çalarlardı ya da onlar çaldığı için güzel olurdu geceler.. Seneler Güneri'yi de eskitmiş, ama piyano nağmeleri eskisinden de parlak.. Ardından, alaturkanın nostaljisine başlayınca, Yıldızların Altında deyince, hele bir de Eski Dostlar deyince, eskisi yenisi birbirine karıştı, önce Ömer ile Başak, sonra müziğin sihiri iki aileyi birleştiriverdi. Ruhumuz doydu.. Karnımız.. Onu yazmazsam ayıp ederim.. Yemek de harikaydı.. Salatalar, sıcak/soğuk meze tabağının ardından hayatımın en lezzetli şnitzellerinden birini yedim. "Aman benimki ufak olsun" dediğime de kızdım. "Bir tane daha" demeye utandığım için.. Benim formunu korumak için adeta yemeden yaşayan yeğenim Zeynep önüne konan her tabağı silip süpürdü ise, anlayın lezzeti.. Ömer ile Başak bu işi iyi biliyorlarmış doğrusu.. Yemeği ve müziği ile daha güzeli olamazdı. Aşk burada gelişirse, sonu böyle oluyor demek. Kafasında evlenme fikri olmayanlar, Şnitzel'den uzak dursunlar.
ESENBOĞA Havaalanı'nda kardeşim Kemal'i gördüm önce.. Karşılamaya gelmiş. Birlikte çıktık.. Ağabeyim Öcal da orada beklemiyor mu?.. Sarılıştık.. Bindik arabaya gidiyoruz.. Aklıma takıldı, bir çocukluk türküsü.. "Biz üç kardeş bir orduya yeteriz.." Yeteriz gerçekten.. Kemal'in evine vardık, az sonra Serpil de katıldı.. Dört kardeş bir araya gelmemiz kolay olmuyor. Evvelden hep Ankara'da yaşardık. Bölündük. Şimdi İzmir, İstanbul kolları var.. Efendim bizi bir araya getiren olay yeğen Ömer'in nişanı.. Serpil'in oğlu.. Doğduğu geceyi hatırlıyorum.. Serpil ne sıkıntılar çekmişti hamileliğini sürdürebilmek için.. Doğum da bayağı heyecanlı geçmişti. Daha dün gibi.. Ne dünü.. Aslan gibi delikanlı Ömer.. Hatta sorarsanız, neredeyse dayısı gibi evde kalma çanları çaldıran yaşa gelmiş.. Taa lise çağlarından bir aşkı nişanladık, sonunda, Ankara'da Şnitzel diye bir restoran var, orada.. Niye orada?.. Efendim Ömer'le Başak buluştuklarında hep buraya gelirlermiş. Çok sevdiklerinden. En romantik yerleri.. Nişanı da orada takmak istemişler.. Savaş Köktekin, dünür, dünya tatlısı bir adam. "Bu zamanda her şeyi gençler kendileri yapıyor. Yüzükleri de kendileri takacaklarmış" dedi.. Dikdörtgen bir masanın çevresine yerleştik. Bir tarafta Uluç/ Gogenler, öte yanda Köktekinler.. Önce sessiz sedasız, fısıl fısıl.. Sonra kaynaşma başladı.. Kaynaştıran da müzik.. Trio Nostalji.. Güneri Eralp piyanoda, Talat Akatay basta, Hasan Alpaslan kemanda.. Benim yaşlardalar.. Saçlar benim gibi dökük.. Göbekler hatta benden az biraz da fazla.. Nasıl insanın içini ısıtan, kanını yavaştan kaynatan şeyler çalıyorlar.. Çiganlardan, çardaşlardan, Rus şarkılarına gelince, hele "Kalinka" deyince, koroyu oluşturduk.. Nefes alma arası verdiler, verdiler, Güneri o zaman ortaya çıktı.. Aaa.. Bizim Güneri bu.. Benim gençliğimin Güneri'si.. Ankara Palas'ta, Gar'da, Göl'de, Balin'de güzel olan her gecede çalarlardı ya da onlar çaldığı için güzel olurdu geceler.. Seneler Güneri'yi de eskitmiş, ama piyano nağmeleri eskisinden de parlak.. Ardından, alaturkanın nostaljisine başlayınca, Yıldızların Altında deyince, hele bir de Eski Dostlar deyince, eskisi yenisi birbirine karıştı, önce Ömer ile Başak, sonra müziğin sihiri iki aileyi birleştiriverdi. Ruhumuz doydu.. Karnımız.. Onu yazmazsam ayıp ederim.. Yemek de harikaydı.. Salatalar, sıcak/soğuk meze tabağının ardından hayatımın en lezzetli şnitzellerinden birini yedim. "Aman benimki ufak olsun" dediğime de kızdım. "Bir tane daha" demeye utandığım için.. Benim formunu korumak için adeta yemeden yaşayan yeğenim Zeynep önüne konan her tabağı silip süpürdü ise, anlayın lezzeti.. Ömer ile Başak bu işi iyi biliyorlarmış doğrusu.. Yemeği ve müziği ile daha güzeli olamazdı. Aşk burada gelişirse, sonu böyle oluyor demek. Kafasında evlenme fikri olmayanlar, Şnitzel'den uzak dursunlar.
GÜNERİ ERALP'İN YATAĞI VE YATAK KOMEDİNİ
24 HAZİRAN 1957

İYİKİ EVLENMİŞ VE ABLAM İLE BENİ DÜNYAYA GETİRMİŞSİNİZ...AMA KEŞKE BEN ABLAMIN ABİSİ OLSAYDIM... :))
Etiquetas:
2010-1957 = 53 SENE (SENSIZ 1.SENE)
BABAMIN KÜÇÜKLÜK AİLE RESİMLERİ



YUKARIDA YAYINLADIĞIM FOTOĞRAFLAR TAKRİBİ 1933-1938 YILLARINA AİT OLDUĞU İÇİN NET DEĞİLDİR.
HAŞMETLİ DEDEM,BABAANNEM,HALAM,AMCAM VE TABİKİ ASLAN BABAM
YUKARIDAKİ RESİMDE 2 NOT VARDIR. ESKİ TÜRKÇE VE TÜRKÇE OLARAK. BU ARADA DEDEM VE BABAANNEM OTURUYORLAR VE BİZİM FISTIKLAR AYAKTA... ANCAK AYAKTA ARKADA DURANLARI TANIMIYORUM...
UMARIM RESİM HOŞUNUZA GİDER...
Etiquetas:
BABAMIN KÜÇÜKLÜK RESİMLERİ 1
3.TORUN İRİS ERALP

DEDESİ İRİS'İN DOĞDUĞU GÜN BANA ...
" TEVFİK ALLAH SANA BİR KIZ VERDİ... SANA BENİM GEÇİREMEDİĞİM BÜTÜN SÖZLERİ BU KIZ GEÇİRECEK VE SENİ MUM GİBİ YAPACAK "
EVET ... BABAM HAKLI ÇIKTI... :))))))))))
ZAMAN GEÇİP İRİS'İN YÜZ HATLARI YERİNE OTURDUKÇA BABAANNEM OLAN PERİHAN ERALP'E ÇOK BENZEDİ... VE BABAM ONA ANAM SURATLI DEMEKTEYDİ...
BU ARADA NE YAZIK Kİ ANNESİ GİBİ BEŞİKTAŞLIIIIII.....!!!!!!!
SENİ ÇOK SEVİYORUM. İYİKİ BİZİM ERALP AİLEMİZ FERTLERİNDEN OLDUN. SEN DEDENİN VE BENİM SON TEKNE KAZINTIMIZ VE CANIMIZIN İÇİSİNNNNNNN........
2.TORUN YILMAZ LEVENT ERALP
ERALP'LERDE ERKEK OLMANIN BÜTÜN ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN VE AİLE SOYADIMIZIN İLERLEMESİNE YARDIMLARINI ESİRGEMEYECEK :)))) OLAN VE DEDESİNİN BÜTÜN DELİKANLILIK ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYAN 2.TORUNU YILMAZ LEVENT ERALP
ASLAN KOÇUM,
BEN NE KADAR ŞANSLIYIM Kİ... ANNEM SÜMER,BABAM GÜNERİ ERALP OLMUŞ. SEN BENDEN VE ANNEN HÜSNİYE'DEN GELDİN BU ERALP'LERE ...
İYİKİ SEN ; DEDEN VE BENİM GİBİ KARAKTERLİ, DELİKANLI VE SOYADINI SONSUZA KADAR SAĞLAM TAŞIYACAK BİR EVLAT OLDUN.
1.TORUN MELTEM YETENER
viernes, 10 de julio de 2009
Tevfik Bey ve Perihan hanımdan olma GÜNERİ ERALP 01.12.1930-05.07.2009

BABA ADI : Tevfik ERALP
ANA ADI : Perihan ERALP
DOĞUM : 02 ARALIK 1930
DOĞUM YERİ : Milas
ABLASI : Nur Hayat ENGİN (Mefta)
AĞABEYİ : E.Tbp.Kd.Alb.Bülent ERALP
EŞİ : Perihan Sümer ERALP
KIZI : Selmin ERALP
OĞLU : İ.Tevfik ERALP
KIZI : Hüsniye ERALP
1. TORUN : Meltem YETENER
2. TORUN : Y.Levent ERALP
3. TORUN : İris ERALP
4. TORUN : Zeytin
Suscribirse a:
Comentarios (Atom)















